"Gidemem artık oraya" dediğim yere yine gittim."

-''yazamam artık oraya'' dediğim yere yine yazdım.-

Merhaba mı demeli şimdi, çünkü uzun zaman oldu buraya ayak basmayalı. Ya da siz nasıl hayal ederseniz beni. Elimde çayım olsun ama.

Anlatacak çok şey birikti şüphesiz. Mathilda, mati oldu mesela. İsmi daha küçüldü, kendisinin aksine. Zaten doğru orantılı giden bir şey'ler hep nadirdir hayatta. Hep fazla basittir, matematikte bile. E tabi biz insanoğulları ve kızları zor'u her daim daha çok sevmişizdir. Her yerde de nefretle başa çıkmadağımızın suratsızlıkları ve cümleleri ile az kafa şişirmemişizdir. Ama şşşş..çok fazla seviyoruz. Öyle böyle değil.

Neden herkese karşı aynı olamıyorum'u düşünüp dururum hep. Mesela biriyle ilk kez tanıştığım an çok önemlidir. Konuştum konuştum, yoksa allah kerim. Gerçi ilk tanışmaya fazla şey yüklüyoruz abi neden? Ben bile yüklemişim baksanıza çok önemlidir falan diye. Aslında öyle olmaması gerekiyor. Benim en başta kurduğum cümle şimdi giriyor işte. Atıyorum, dünyanın en tatlı insanı, ne bileyim en şöylesi böylesi ama ben karşısında mal gibi kalakalıyorum. Konuşamıyorum, içimden konuşmak gelmiyor. Kasım kasım kasılmalar. Ama neden söyle de bana. Yok. Sıfır. Belki başka bir yer ve zamanda; evet, ama şimdi şuan; hayır. Sonra giderim öylesine bir insana, öylesine normal, normalinde normalindeki bir insanla saatlerce konuşasım gelir. Ya niye normal diyorum çünkü ben normal değilim. Gerçi normalden başka bir kelime de bulamadığımdan. Aslında ne demek istediğimi anlatan bir kelime olmadı o. Her neyse. Umarım anlatabilmişimdir. Konuşmak diyorum, çünkü ciddi şekilde ilk tanışmalarda bunu beceremeyen insanlardanım. Yazdıklarıma, dinlediklerime bakılır, evet çok dolu. Ama sonra -seni hiç bu kadar sessiz, susarsın diye tahmin etmemiştim- Neden mesela hep bu? İşte herkese pat diye açılmıyor o kapılar. Kimin çalacağı da belli olmuyor. Ayrıca ne anlatayım abi, hep aynı katakulli. Çok tuhaf bir his yemin ederim. Öyle ki kimi seçeceğini bilmiyor. Nasıl anlıyorum onu da bilmiyorum. Oluveriyor işte birden bire. Beni hep yanında kendim gibi olabildiğim insanlar çok etkiler. Onun oluşumu işte bildiğiniz dünyanın çekirdeğine kadar inen bir labirent, bir bilmece. Daha kimse bu bilgeliğe erişebilmiş değil.

O gün mesela bir arkadaşım sordu bana, haz aldığın şeyler nedir diye. Böyle kalakaldım. Halbuki var ya uhuuu saysan bitmez. Ki benim gibi küçük ayrıntılardan dahi haz alan bir insansanız. Durdum, bekledim, dün gece müzik dinleyerek uyudum ve haz aldım bundan dedim. Ama o cevabımdan haz almadı. Evet işte beni susturmaktır bu. Böyle anlam verdiğim, benim için önemli olduğunu düşündüğüm bir şey karşıdaki insan için çok anlamsız geliyor. Gelebilir de. Belki o kişide de benim verdiğim cevap hayalkırıklığı yaratmıştır. Sonra düşündüm, bu tarz bir soruda neden beklediğimi. Sonra tamamiyle kişi ile alakalı olduğunu buldum. Bu soruyu başka bir insan sorsaydı, belki bu kadar beklemezdim. Ve verdiğim cevap aynı olsun olmasın, o da bana öyle bir tepki vermezdi. Burada işte klişe olacak belki ama insanın insanı tanıyabilmesi yatıyor. Ama öyle gerçekten. Hadi daha da genişletelim. Ben öyle bir cevap verdikten sonra, kurduğum cümlenin, o müziğin, o uykunun bana nasıl bir haz verdiğini öğrenmek istemeyişi. Sanırım bazen bazı şeyler için yapmak, zorundasın. Dinlemek için, anlamak için, Bir soru soruldu, bir cevap verildi mi yoksa bir soru soruldu ama cevap cevabı, hatta başka soruları mı doğurdu? Belki de insanlar bir cümleye sığdırmanızı bekledikleri ya da hep öyle bir rutine alıştıkları içindir. Benim gibi birine göre değil böyle şeyler. İlk tanışmalar da öyle işte. Ne acelemiz varsa, kendini bir cümleye sığdırmak zorundaymışsın gibi. Noluyoruz yahu. Bir benle yürü mesela. Yanından geçtiğimiz 2.el dükkanın penceresinde duran plaklara heyecanla nasıl baktığımı bir gör. Sonra benim de küçük bir koleksiyonum olduğunu, plak dinlemekten nasıl haz! aldığımı bir öğren. Cümleler kurmama gerek kalmasın. Göz bebeklerimin büyümesi, heyecanlanmam, gülümsemem anlatsın. Böylece sen yapbozu tamamlayabilesin. Yürümek, 2.el, plak, 32diş,.......o anki zaman, tarih, rüzgar, koku, arabanın kornası, üstümdeki tişört, boynumdaki kolye, saçımın şekli, senin ceketin, senin ayakkabın, her şey ama her şey ben olacağım. Böylece yapboz tamamlanacak ve bana ulaşacaksın. Ve o anın yapbozunun bir parçası bile beni hatırlatacak sana. Aynı şekilde seni de bana. Ayrıntılardır hep anıları var eden. Her yıl kutladığınız doğum günlerinizin hepsini değil, bir tanesini özellikle hatırlayacaksınız.

*bakıyorum da mathilda ya da mati, aslında hiç değişmemişim. değişmek isteyen kim?

Hayat nedir diye sorsalar şuan bana, sanırım bizim için önemli olduğunu düşündüğümüz şeylerin aslında bak önemsizmiş, nelerle uğraşıp kafanı yormuşsun gerizekalı demesi derdim. Bence çok korkutucu. Öyle ki, bize verdikleri sürenin sonsuz olmayışı. Bizim de var olabilme çabamızda sürüklenip gitmemiz. Korkuyorum hem de acayip korkuyorum. Güneşin doğuşunu ve batışını, ay'ın dalgaları aydınlattığı geceyi ve nicesini  izleyememekten. Hayır aslında hiç izlemediniz, inanın bana. Ben de izlemedim. Yarın karar verip izleyeceğim demek de değil bu. Bu çok farklı bir şey. O an geldiğinde, ilk ve son olduğunu bilecekseniz. Bunu çerçeveleyen ayrıntılar da ne olur, o da bilinmez. Herkes kendinin son sürümü. Herkes farklı bir renk, koku, tat. Ama ben kendimi o an yalnızken hayal edemiyorum. Biri var yanımda. Yüzünü henüz göremediğim. Ama var. Benim çerçevemde emin olduğum şey şimdilik bu.

*Burada tam da bu şarkı girebilir mi araya? TIK!
-bu şarkı ve sözleri, hep fazlaca ben olmuştur. hatta Lhasa De Sela hep fazlaca ben olmuştur desem daha yeri. böyle bir kadının bu dünyada az kalmasını hiçbir zaman yadırgamadım.-

Hep şeyi hissederim içimde. Dünyayı kurtarmak sanki ellerimde ama hiçbir şey yapmamakta da direniyorum. Küçüklüğümden beridir gelir bu. Hayır, dünyayı kurtarmaktan kastım aslında çok küçük şeyler. Anlatsam güleriz yani. Misal, eldivenimin diğer tekini kaybettim. Çok severdim. Hatta bir ara dünya üzerinde kafama ve yüzüme yakışan tek beremi de bir yerlerde unutmuştum ya da düşürmüştüm, bilmiyorum. Acayip üzülmüştüm. Ama mesela o gün o bereyi ya da o eldiveni kaybetmeye bu kadar üzülmesem, bundan sonra kaybeden insanlar da üzülmeyecek gibi. Ama üzülüyorum. Ve o da üzülüyor. Bu yüzden hep bir savaş içindeyim. Lan şimdi bırakırsam eğer, herkes bırakacak gibi. Yapamam yani. Ama yapmalıyım da. Hani diyordu ya köprüdeki kız; kalan kirleri ve tozları toplayan bir elektrik süpürgesi gibiyim, ondan.

Dışarıda kulaklıkla müzik dinleyerek gezen insanlardan hoşlanmayıp da aynısını yapan tek dişi kalmış canavar mati. Ya hakikaten yakışmıyor yahu. Bilmiyorum ilginç bir şekilde itici buluyorum. Belki ben de öyle görünüyorumdur, sıkıntı yok. Benim öyle sokaklarda uzun süre yürürken kulaklıkla gezme gibi bir alışkanlığım da yok. Çok kısadır mesafeler. Gerçi şunu farkettim, hep işe giderken ve dönerken dinliyorum. 10 dakikalık bir mesafeden ibaret. Bunu da niye yaptığımı sorarsanız eğer, sanırım kulağımda müzik varken o an kendimi daha güçlü hissetmem, daha güçlü hissedeceğimi bildiğimden de kendimi motive etmek istemem. Çünkü işe giderken ciddi şekilde ihtiyacım oluyor. Ne ile karşılaşacağınızı bilemiyorsunuz. Hiç abartmıyorum. Hatta yukarıda dünyayı kurtarmak demiştim ya, kulağımda son ses müzik olduğunda bunu iliklerime kadar hissedebiliyorum işte. O an gitsem mi yok, git var. Git kızım, şuan git yani. Bırak ne varsa arkanda.

Aaa pardon. Ne diyorduk? Neredeyiz? Şarj bitti, müzik durdu.

#Röyksopp - Something In My Heart.

*böyle müzik yapan, böyle sözler yazan büyücülerden biri.

1 yorum:

  1. Hooş geldiniz efem, ben de yeni gördüm. Gene bir hafta sonra da olsa geçmiiiş doğum gününüzü de kutlarım bu vesileylen. =)

    Çook selamlar. Yazadurun.

    Not: O'ları uzatmam biraz gevşekçe oldu, evet.

    YanıtlaSil