Days are gone.

Çok çabuk geçiyor zaman. Ve ben daha çok korkuyorum. Sanki böyle gidecek. Belki. Ama böyle gitmemesini umduğum, dilediğim zamanlar var. Onlar da çok çabuk geçiyor. Kendimi o kadar eksik hissediyorum ki. Yapmam gereken bir sürü şey var ve ben hala öyle duruyorum. Okumam gereken bir sürü kitap var mesela. Onlar bana baktıkça raflarda, ben resmen acı çekiyorum. Okumam gereken zaman şuan mı, değil. Peki ne zaman? O'nu gördüğüm zaman mı? O'nun elimi tuttuğu zaman mı? Saçlarımı okşayıp, kahvaltıya kaldırdığı zaman mı? Sabahattin Ali mi yoksa? Tezer? Hiç bilmediğim bir adam, bir kadın mı? Bir şeylerin anlamlı gelmesi için, gözlerimin görme yetisine kavuşması için daha neyi, ne kadar beklemek? Gelecek olan kim, ne? Bir suret mi, bir ağaç mı? Görmek istiyorum. Görememenin açlığı, kemiklerimi ağrıtıyor, kıpırdayamıyorum. Hayatımın büyük kum saatini tersine döndürüp, beni yeniden doğuracak olan şey, duy beni, bul beni.

#London Grammar - Hey Now.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder