Ufak tefek bir şeyler paylaşıp gideceğim.

*“Bir işe yarayan sinema salonları sadece eski sinema salonları. Işıklar söndüğünde insanın kalp atışlarının hızlanmasına yol açan dev salonlardı. Muhteşemdiler, gerçek sinema salonları onlardı. Yüksek tavanları, sütunları, yıpranmış halıları ve balkonlarıyla kiliselere benzerlerdi. O salonlar, sinemaya gitmenin hala dini bir deneyim, sıradan ama kutsal bir eylem olduğu dönemlerde inşa edilmişti. Çoğunu yıkıp yerlerine banka, süpermarket veya alışveriş merkezi diktiler. Artık filmlerden önce o baş dönmesi hissedilmiyor, kimse kendini sinemada yalnız hissetmiyor. Kutsallığın sona erişi, sonunda filmleri de etkiledi. Büyük sinema salonları yıkılıp iğrenç alışveriş merkezleri dikildi, binaların işlevselliklerine övgüler düzüldü. İnsanın oturma odası, sonu gelmeyen sıralarına oturulan sinema salonlarıyla aynı değildir. Ama dikkatli bakıldığında, insanın oturma odasının, eski sinema salonlarına, yeni sinema salonlarından çok daha yakın olduğu görülür. Her şey yolunda giderse -ne yazık ki bazen gitmez- insan, kutsallığı yeniden keşfeder. Başını koltuğa yaslar, gözlerini açar ve izler.” #Roberto Bolano - 2666.
*Üzerimde Kings of Convenience konserine gidememenin gerginliği var.
*Ama bak buna iyi güldüm haa :D TIK!
*Başkası çocuğuna -öğğ elleme onu pis, kaka!- derken, ben kendimi heralde şöyle derken bulurum -öğğ açma onu kapat, dublajlı film o, pis kaka!-
*Uykudan uyandığım ilk dakikalardaki sinirim de efsane olmaya aday.
*O meşhur Snoopy'li kazaklar bana edilen bir küfür gibi. Her gördüğümde içim acıyor.
*Keşke bir radyo programım olsaydı lan, buna bugünlerde ciddi ciddi içerleniyorum.
*En sevdiği kaleminin mürekkebi bitiyor diye üzülen bir insan var mı deme, ben çatık kaşlarımla sana bakıyorum mesela şuan.
*Gece karnı kazınanların vazgeçilmez alternatif yiyeceği; Salçalı Tost!
*Yüzükoyun dışında başka bir şekilde yatınca rahat edemeyenler derneği başkanı.
*Ama Aragon'un şu dizesi de bir gerçek: "Göğsüne bastırırken kırar sevdiği şeyi."
*Sevdiğim kolyeyi hep takma takıntısı hala da mevcuttur.
*Bazı şeyler en çok da Gece'ye haksızlık.
*The XX soundtrack olayına el atsa çok iyi işler çıkarabilir bence.
*Post-rock seviyorsan, bendensin. Hatta kahve de ısmarlayabilirim sana ne dersin? -bunuhepyapıyorumsanırım-
*New Dawn Fades çaldı mı, tekrar Heat izleyesim geliyor ama öyle böyle değil hani.
*22-20's - Devil In Me çalarken kendimi Nevada yollarında ve arabanın içinden kafamı cıkartıp saçlarımı ruzgara bırakmış gibi hissediyorum. Ve sarkıyı calan baterist benmişcesine ellerimin komik hareketleriyle şarkıya eşlik ettiğimi.
* #Lacrimosa.
*Mathilda müziksiz bırakmaz sizi hiç. Bugünlerde dinlemekten vazgeçemediklerimden; #Elsiane - Vaporous.

Bir sandalye çek ve otur.

Acı..ya da acı çekmek. Ne onurlu bir duygu. Evet, öyle sayın yabancı. Hayır, içmedim iyiyim. Size hayatımla ilgili emin olduğum tek şeyin bu olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Kimse üstüne alınmasın. Bu, sizin ya da başka birinin yaşattıkları değil. Beni tanımayı becerebilmiş bir kaç insan, bilir neyi kastettiğimi. Doğduğumdan beri, ve yaşamım boyunca da çekeceğime inandığım tek acı. Beni büyüttü, ama kendisi de gittikçe büyüdü ve şimdi kemiklerimi zorluyor, ağırlaşıyor. Ama yine de başka çıkışlar bulmaya çalışıyorum, acı çekmeye artık başka bir yönden bakıyorum. Benim kalkanım. O yüzden, diyebiliyorum ki, ben neler gördüm be yabancı. Sen mi, hadi be ordan diyebilme hakkın var tabi. Ama onun öncesinde de bir sürü şeye hakkın var. Sorma hakkın, düşünme hakkın. O yüzden sor, o yüzden düşün.
Bir taraflarım hala çocuk, değiştiremiyorum. Büyümüyor. Ama bir tarafım da bir o kadar olgun ve yorgun. Bir gün, çok içtim sayın yabancı. Sanki bir haltmış gibi, sanki bir boka yarıyormuş gibi içtim. Yatağıma girdiğimde, ne hissettim biliyor musun? Ben çok yalnızdım. İlk defa dedim ki içimden, bu hissin gerçek anlamına eriştim. Ve o hissin beni hiçbir zaman terketmeyeceğini, aslında herkesin içinde bir yerlerde uyuduğunu, bir gün onu uyandırıp tanışacaklarını anladım. Belki de bunun adı yalnızlık değildi, daha bir bilge onu adlandırmamıştı. Bilmediğinden, keşfetmediğinden değil. Çoktan biliyorlardı, keşfedilmişti. Aslına bakarsınız ben olsam ben de adlandıramazdım, haşa bir bilge değilim, olamam. Adlandıramazdım, adlandıramazlardı çünkü, onun adı benim. Seninki de sensin. Ortak isimde buluşacak bir isim değil bu hisler demeti. Adı, gölgelerde, gecelerde gizli. Ve bu karabasan misali his ya da duygu, sizi köşeye sıkıştırdığında tek istediğiniz şey birinin size sarılması. İlginçtir. Hem öyle ilginçtir, hem de şöyle ilginçtir; sarılmasını istediğiniz kişi ya hiçbir zaman o anlarda orada olmaz ya da zaten hiç olmamıştır. Sabahlara kadar rüya mı kabus mu bilmediğiniz bir uyanıklık-uyku arasında gider gelirsiniz, yoksa da o günün tekrarını bir sinema perdesine yansıtmışlar da yeniden size kendinizi izlettiriyorlarmış hissinin verdiği bilinmezlik içinde kıvranır durursunuz. Seni dibe çeken bir solucan deliğine, uçan yatağınla birlikte bir seyahate çıkmak misali.
O yüzden ne derim bilir misin sayın yabancı, bir şarkı var derim. Aslında içinde çok ciddi şeyler gizli olan. Hafif neşeli girişinin verdiği kamuflajı yemeyen, benim gibi insanların çok sevdiği ve her dinlediğinde farklı şeyler öğrenebildiği bir şarkı. #MFÖ - Yalnızlık Ömür Boyu.