Feyyaz is my girl.























Evet, şimdi yumurtayı alıyoruz. Bir tarafını sıradan diş macunuyla, diğerini dıtttt macunuyla fırçalayıp bekliyoruz. Canınız sıkılmasın diye ben de o arada bir şeyler anlatayım size. Beavis ve Butt-head'in şu yukardaki durumundan hiç farkımız yok bugünlerde huh huh huh. Onlar gibi gülmeden olmaz:) Kar'ı severim ama sayesinde tatilden hiçbir şey anlamadım. Bu soğuklar yüzünden öyle bir üşüttüm ki, yemek boruma kadar. Daha yeni yeni iyileşiyorum. Evin içinde tıkılı kalınca da haliyle filmlere ve müziğe veriyosun kendini. Dün şeyi izledim, Fincher'ın Ejderha Dövmeli Kız'ını. Güzeldi, sevdim ama bir şeyler havada kaldı gibime geldi. Rooney Mara' nın performansı çok iyiydi. Filmin introsunu çok beğendim, sinemada izlemeyi daha çok isterdim, şarkının da etkisi var tabi. Taa öncelerden indirmiştim zaten soundtrack albümünü, fragmanında tutulmuştum İmmigrant Song'un bu versiyonuna. Gayet iyi iş çıkarmış, Trent Reznor ve Karen O, yani. Filmin introsunu, Daniel Craig'den  bağımsız olarak söylüyorum, James Bond'un introlarına çok benzettim. Merak ederseniz; TIK!  Tek başına klip olarak yayınlansın bence. Harika olmuş. 
Yumurta bekleye dursun, burdan ışık hızıyla alakasız bir konuya geçicem. Rüyamda, uzaylılar dünyayı istila ediyordu, onun öncesinde de bizim aileyi toplamışım ben, Gremlins 2'yi izlicez. Filmin içine ettiler bu uzaylılar. Herkes çoluğunu çocuğunu bırakıp kaçmaya başladı. Ben de oturdum çocuklarla filmi izledim. Güldük, eğlendik. Ya şu sabah alarmından bir kaç dakika önce kendi kendine uyanmak ne kadar kötü bir histir. Tüm uykum boşa gitmiş, hiç uyuyamamış gibi hissediyorum. Bir de, hep anne ve babalar, filmin en +18 sahnesinde içeriye dalıp, ''ne izliosun bakayım.. puu bu ne biçim filmmiş, bunları mı izliyosun yavrum sen nıc nıc'' demesi, ''anne yok valla öyle bir film değil, çok güzel bak anlatim istersen konusunu'' desek de bir türlü inandıramamamız, kaç yaşında, hangi zamanda olursak olalım değişmeyecek sanırım. 
Bu arada yumurta ne alemde? Ha, sıkı tutunun çünkü hava boşluğuna giriyoruz. Aman yumurtaya bir şey olmasın. Bi siktir git'lik insanlar çok var etrafımda. Hiç ama hiç uslanmıyorlar, utanmıyorlar. Ne kadar yüzsüzsünüz lan, pis kopyala yapıştırcılar. Evet, sana yazdım o yazıları, üstüne alın ve bi siktir git hayatımdan arkadaş. Yaşın kaç olmuş bunlarla uğraşıosun, ergen olsan anlarız da. Bir de bunun 2. kategorisinde yer alanlara gelince, siz o yazdığınız anlamlı cümlelerin acaba ne kadarını kendi hayatınıza uygulayabildiniz merak ediyorum. Çünkü, hani bildiğim çok şey var da, hiçbiriyle örtüşmüyor, söyleyeyim dedim. -az önce kabin basıncını kaybettik.- Bu arada gülüşünde iğrenç bir çaresizlik var.
O zaman ben gidiyorum, Feyyazcığıma başlıkta mesajımı verdim. Adamsın. Bir şarkı bırakıcam yine buraya. Ha, yumurta mı? Şey yapalım onu, hum. Saklayalım, belki bu tip insanların suratına atar, hangi tarafı daha beyaz diye sorarız. Bu şarkı da öyle bir havaya sokuyor zaten; #Cults - Abducted.

Hattori Hanzo.






Annemle Kill Bill replikleriyle konuşmaya bayılıyorum. Bu arada sıcak sake olsa da içsek.
#Kill Bill Vol.1 Soundtrack - Battle Without Honor or Humanity.

Şalter attı kız barmene bakınca.

Kendimi bir güzel dövdüm, tokatladım. Kafamın iyiliği ne kadar süre sonra kendine geri gelecek bakalım. Alkole gerek yok biliyorsunuz. Mesela bir Portishead - Over, Massive Attack - İnertia Creeps acayip kafa yapabilir. Resmen şarkının klibini çekersiniz kendi çapınızda, farkında olmazsınız. Of of, acayip hisler.
Ama ama ben kafamı şuan tam  Fear and Loathing in Las Vegas olarak tanımlayabilirim. Arkada bir ilahın sesi diyor ki one pill makes you larger and one pill makes you small. Hey, kapatma. Bu Jefferson Airplane.

Turuncu.

Bazı anlarda, birden seslerin, görüntünün, renklerin gücü daha da artıyor. Kayıtsızlıklardan gerçekten,gerçekten,gerçekten sıkıldım. Söylenmeye değer tek şey duygular. Zeka aramak, zeka konuşmak saçma. Yürümek istiyorsam, sadece yürümeliyiz. ''Neden''le başlayıp ''Sonuç''la biten cümleler kurmadan. Biri gelip götürmeli beni burdan.
#John Grant - I Wanna Go To Marz.

Fuerteventura.

Şuan nerde olursam olayım, nerde ne yaşıyorsam yaşayım, zamanımı boşa harcadığım düşüncesi hep benimle olucak. Yeni tanıştığım insanlar için  söylediğim ''tanıştığımıza memnun oldum'' cümlesi bile, günah işlemesem, beni yalancılıktan cehenneme atacaktır. Ama işte burdaysak, bu tür zırvalıklara katlanmak zorundayız.
Bu kocaman asiliğim, eminim yine bu hayatın sunduğu zırvalıkların karşısında kediye dönebilecektir. Sırtımdaki hafif kamburluk, zıtlıkların buluştuğu en güzel mekan.
Ben böyle başlamak istememiştim aslında ama belki bu şarkıyla beni affedersiniz; #Russian Red - The Sun The Trees.

Paradise.







Bayılıyorum,tapıyorum. Biri ekşi'de huzur pezevenkleri demiş. Daha iyi tanımlanamazdı sanırım:) Albüm resminin güzelliğine bakar mısınız? Gözlerimi alamıyorum, kulaklarımı alamıyorum. Sadece şu albüm ve şu resim, cennet diye bir yer varsa, tanımını yapabilir. Ayrıca, orda bir solaklık mı seziyorum? O zaman dizlerimi kırıp, eğiliyorum, emrinize amadeyim diyorum.

#Kings Of Convenience - Me in You.

Electric Blue.

Dünya; tam, kusursuz, bütün, eksiksiz. Ben ise dışındayım. Kalabalıklar ruhumu çekti götürdü bir yerlere. Anlamsız, soğuk, umursamaz, sıkıcı sözcükleri, cümleleri..Hepsi kafama atılan kocaman sert taşlardı.
Tüm gücümle haykırmak istiyorum bu bayalığa. Tüm gücümle inkar etmek istiyorum. Üzerine kar yağmış saniyelerimi, küçük bir kar topuyla başlayıp, kocaman bir çığ haline getirip, uçurumdan aşağıya atmak istiyorum. İtmek istiyorum, silkelemek istiyorum.
Hep bir insan geçidi. Geçip giden, kırıp geçen insanlar geçidi. Yeni yabancılar, eski yabancılar, sürekli kapıyı itiyor. Ümitsizlikleriyle, ünlemleriyle, ilgisizlikleriyle, alkolleriyle. Bizsiz yaşadıkları dünyalarında, istemimiz dışında bizi süpürüp geçen insanlar. Üzerime sıçrayan duygulardan korkuyorum. Çünkü başa çıkamıyorum onunla. Herkes gibi bir anı, diğerinin içine koyamıyorum. Sıçramanın korkusuyla düşersem eğer, üzerime basıcağınızı biliyorum. Paramparça, milyonlara bölünen yapboz hücrelerim.
Nasıl da nefret ettim sizden. Nasıl da omuz attınız, nasıl da önümü kestiniz. O masaya oturduğunuzda gözleriniz sever, beyniniz nefret ederken ne kadar da pistiniz. Teşekkürler yalnızlığa, ki gözleri üstümden kaldırdı. Tüm yalanlar ve söz dizelerini yaktı. Yanmış kağıttaki kıvılcımlar söndü, beyaz değildi artık kar'ın rengi. Nasıl da kat kat iyi sessizlik, nasıl pürüzsüz, nasıl ipek. Denizin ortasında kanatlarını açmış kuş gibi kendi kendime olmak nasıl da kat kat iyi. Orman ve deniz, yeryüzünün öteki ülkeleri.
Her yerde, her şeyde, herkesde insan çabasının işe yaramazlığının tohumları. Büyüyor, yaşıyor, ölüyor. Araya bir şey girmesi imkansız. Artık, içimdeki her organ, kaburgalarımı zorluyor. Yalnızlıklara, ışık tutulmuyor. Gözlerim acıyor, açamıyorum. Kulaklarımın gerçekten duymadığı, gözlerimin gerçekten görmediklerine, sıfatlar türetiyorum.
Elimde olsa hep geceyi uzatmak, hayallerimle doldurmak isterdim. Bulutlar, parlatılmış balinalar gibi geziyor gökyüzünde. Kahve ve sigara dumanından oluşan sis, etrafımı sarıyor. Cümleler eriyor, başka bir dünya yaratıyorum.

-bazı cümleler alıntıdır-

#The Cranberries - When You're Gone.