Sake içelim mi?

*Bir şekilde kaçasım vardı buralardan, hele ki lise görünümlü üniversitemden, yorucu stajlarımdan, nöbetlerimden ve çok saygı değer(!) hocalarımdan. Önümde bir seçenek beliriverdi, erasmus zımbırtısını deneyeyim dedim. Baktım ki kazanmışım. Bitmemiş, bir de speaking var imiş. En komik anılarımdan biri oldu desem yeridir. Nasıl bir ıığğğ ığğğlama. Bir Birand, bir ben. Konuştuğum adam da bir sevimlisi anlatamam. İşte başladık, havadan girdi muhabbete. Bugünkü havayı nasıl buluyorsun, çok yağmurlu değil mi, yağmuru sever misin dedi. İçimden diyorum ki tabi, bu bana sorulacak soru mu. Ah bayılırım tabi ama rüzgarsız olursa daha güzel dedim. Sonra devam ettik, klasik soru neden gitmek istiyorsun'a geldik. İşte ığğlı mığğlı bir eğitimim için önemli klasik cevabı ve başka bir ülkeyi görmek, insanlarını ve şehirlerini tanımak da istiyorum dedim. Neden dedi, ben tıkandım. Sağa bak, sola bak, dışarıya yağmura bak, adama bak, önündeki kağıda bir şeyler çizmiş benim adım da var mı ona bak. Cümle aklımda ama, ingilizceye vuramıyorum. Zorlandığımı anlayınca atıldı. Hiç Trabzona gittin mi dedi, hayır dedim, bir şehir daha söyledi ama unuttum, hayır oraya da gitmedim dedim. Onlar da şehir, oralarda da tanıyacağın, öğreneceğin bir sürü şeyler var dedi, neden özellikle yurt dışı olsun istiyorsun ki'ye getirdi, ben daha da tıkandım. Iğğ şey, çünkü hani nasılsa Türkiye'de yaşıyorum, okulum da bana böyle şans vermiş, i mean, i mean..ığğğh. Tam bu anda yardımıma yetişti yine gözlüklü sevimli şey. Yani şunu mu demek istiyorsun, Türkiye'de yaşadığım için Trabzon ya da başka bir şehire istediğim zaman gidebilirim, sorun değil ama yurt dışı öyle değil? Ah dedim hay ağzını öpeyim dedim. İngilizceye vurduğumuzda -hah exactly!- diye nasıl bir atılmışsam, adam baya güldü. O kelimeyi öyle bir söyleyiş tarzım vardı ki, el hareketlerimle falan, görüşmeden çıktığımda kime anlattıysam, kahkahalara boğuldular. Sonra, teşekkür ederiz bizim için bu kadar yeterli deyip, salıverdi beni. Çıkmadan önce bir -call me- hareketi yapmamak için kendimi zor tuttum ehehe :)

*Sevdiğim bir şeyi, -bu müzik, film, her şey olabilir- haz almadığım insanlar sevdiğinde, paylaştığında bende bir sinirlenmeler, atarlanmalar, tripler falan. Ne oluyorsa, bananeyse hah. Bana bak hele. Şapşik.

*Dün bir film izledim. Orada bir şarkı çalıyordu, Roberto Benigni dans ediyordu.  #Irma Thomas - It's Raining.  Yani dedim, hani anı anına bu kadar tutar. Böyle zamanlara bayılıyorum işte. Sanki özellikle o filmi açmalıymışım, o şarkıyı duymalıymışım gibi.

*Benigni demişken; TIK!   -ben bu adamı severken öldürebilirim-

*Film dedik de, Cloud Atlas'a gittiğim baya oldu ama, yine de yazayım dedim. İple çektiğim filmlerden biriydi, ama büyük bir hayalkırıklığı oldu. 3 saatlik film boyunca, sabırla bekledim. Hem de o işkence gibi gelen makyajlarına rağmen. Ama yok arkadaş, olmadı. Yönetmenleri de tırt değil hani ama hiç mi açıp izlemediniz kendi filminizi? Yıl olmuş 2012, en azından o makyajlara adam gibi el atsaydınız yahu.

*Neşelenmek için birebir reçetelerimden biri de Good Morning Vietnam soundtrack albümüdür. Filmin kendisi de olabilir bak, eğer vaktiniz varsa tabi. Vizeler başlıyormuş ya ondan dedim. Ben mi? Benim de var ama ders çalışma işlerini bırakalı çok oldu.

*Ciddi şekilde sigarayı bırakmak için elimden geleni yapıyorum. Bir kahveyle, içkiyle ve yemekten sonra gelen aşırı içme duygusuyla hala aparkatlar ve kroşeler halindeyiz, o kadar. -ee daha ne kaldı anasını satayım-

*Ankara'yı nefret ederken bile seviyorum. Aramızda tuhaf bir bağ var. Kaç yaşındaydım bilmiyorum. Bir gün seyahat ederken, Ankara'dan geçiyorduk. O zamanlar küçük bir şehirde olduğum için, Ankara gözüme bir farklı gözükmüştü. Hayran hayran bakmıştım. İçimden nedense, bu şehirde okuyacağım geçmişti. Tercih yaparken, ne bölümümü ne de şehri planlamıştım. Nasıl oldu bilmiyorum ama buradayım. Ankara benden vazgeçmiyor. Bir gün olur da bir film çekersem Ankara ile ilgili, ismi bile hazır şimdiden; Buraya Bakarlar. Tepesinde vinç unutulan otel de başrolde.

*Bir grup keşfettim. İsmi Phantogram. Eyelid Movies adlı albümlerini izninizle tavsiye edeceğim. #Phantogram - When I'm Small.   
-yalnız hatun klipte çok güzel ama görsellerde aratayım dedim, şaştım kaldım, iyi bir evrim geçirmiş bu klibe kadar desem yeridir.-

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder