Balzamin.

C. Süreya gözlerimin içine baktı. Tarih: 12.10.12, saat 20.30 sularıydı. İzmirdeydim. Sevdi beni ilk önce, sonra sımsıkı sarıldı. Biraz konuştu. Döndü ve seslendi.

Sen el kadar bir kadınsındır
Sabahlara kadar beyaz ve kirpikli
Bazı ağaçlara kapı komşu
Bazı çiçeklerin andırdığı
İş bu kadarla bitse iyi
Bir insan edinmişsindir kendine
Bir şarkı edinmişsindir, bir umut
Güzelsindir de oldukça, çocuksundur da
Saçlarınla beraber penceredeyken
Besbelli arandığından haberli
Gemiler eskirken, deniz eskirken limanda
Sevgili


Ben..beni bilirsin. Bu sözlerin karşısında put gibi duramam. Tabi ki gözyaşlarım duramaz. Tiyatroda olmam, etrafımın insanlarla dolu olması, burnumu çekmek zorunda kalmam, makyajımın bozulması tabi ki sorun olamaz. Bir adam dedim içimden, beni ilk kez heralde mutluluktan ağlatıyor. Sonra yine dedim ki içimden, beni mutlu etmek aslında o kadar basit ki. Sen çok güzel bir adamsın, sen bensin. Ben de senim. Ötesi var mı. Burada olmaman hiç sorun değil. Mutlaka serpiştirmişsindir her şiirine; birazcık saçlarımı, birazcık kirpiklerimi. Kaybolduğumda, sana sarılmam o yüzden. O yüzden de, sıkılma benden. Sen bir kadının ağlamasının ne demek olduğunu bilirsin. Hiçbir bit yeniği, hiçbir acıma, affettirme, sinsilik yüzünden akmadığını bilirsin. Bak Aziz Nesin de çok iyi bilir, hatta o gün yeniden okurken yazdıklarını, bunları sen yazmasaydın Aziz, şuan şu saatte sanırım aynı şeyleri söylüyor, aynı kelimeleri yazıya döküyor olacaktım dedim. Der ki mesela o yazısında Aziz; ''Çok ağlayan kadınlar, bir çok şeyden vazgeçen kadınlardır aslında. Her damla olgunlaştırır kadınları evet ama olgunlaştıkça o safça inandıkları aşk gerçeği onların gözünde küçülür. Küçüldükçe değerini yitirir ve işte o zaman kendilerine sarılıp, yeni bir kadın yaratırlar kendilerinden. Güçlü, yenilmez, mağrur ve aşka inanmayan.''

Her zamanki hafta sonlarından biriydi belki. Ama bir şeyler de öğrendim. Ruhsuz, sevmeyi bilmeyen, yalnızlığından kopamayan, korkak, kendine söylediği yalanlarda yaşayan bir aptalım. Şarkılara sarılan, olmayan insanları yaratan, olmayan şehirlerde gezen koca bir aptalım. Sarhoş olmaktan bıktım. Sigaraya vurmaktan bıktım. Çünkü hiçbir boka yaramıyor. Benden geçmiş, bir şeyler uçup gitmiş. En başta sevmeyi unutmuşum. O yüzden beni sevmek isteyen her adama, o ve onlar yüzünden hep haksızlık yapacağım, uzaklaştıracağım kendimden. Çünkü bende ne cesaret kalmış, ne de güven. Kaç kez depremler yaşanmış, ben yeniden inşa etmeye çalışmışım, oldu bu sefer deyip kendimi kandırmışım. Çünkü tek bir nefes yetiyor yeniden yıkılması için. Beklediğim hep bir kişi var, her daim olacaktır şüphesiz. Ama sorun şu ki, o kişi beni bulsa bile gidecektir.

23 bir sınır gibi sanki. 24'ten sonra her şey daha da boka saracak. Benim de ötekilerden hiçbir farkım kalmayacak. İnsanlara, ben aslında böyle değildim dediğimde, kimse inanmayacak, bir yerleriyle gülecekler. Böylece ben her gece başka bir içki kokacağım.

İnanır mısınız, şu yazıyı o kadar çok devam ettiresim var ki. Ama istemiyorum. Bana In The Mood For Love'u bırakıp gidin yeter. Bir de The Panic in Needle Park'ı. 
#Nat King Cole - Quizas, quizas, quizas.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder