Machine In My Head.

Üzerimde Lays-Zeytinyağlı bulamamanın verdiği bir gerginlik var. Aptal saptal rüyalar görüyorum kaç gündür. Hayatıma giren gereksiz insanların başrolde olduğu saçma sapan rüyalar. Artık çok sıkıldım bu küçük odadan. Her sokak başı, her kenar köşe, ruhsuz insanlarla dolu. Karanlık bastığında, o evlerin yüzüme çarpan ışıklarına imreniyorum, gözlerimi kaçıramıyorum, durup saatlerce izleyesim geliyor. Sinemaya tek başına gitmenin verdiği güzelliği ve hüznü, bütün seanslara bölmek istiyorum.
Bugün bir değişiklik yapalım. Uğurlu sayınız mı olur, ya da aklınızdan bir sayı mı tutmak istersiniz, onu size bırakıyorum. Sayınız, hangi şarkının üzerinde durursa, o şarkı sizin olsun.
#Alice In Chains - Am I Inside.
#Lykke Li - I Follow The Rivers.
#Fleet Foxes - Mykonos.
#Lenny Kravitz - I Belong To You.

Melancholia.
















Bir tarafta ölümü temsil eden Melancholia, bir tarafta yaşamı temsil eden Ay ve Güneş. Filmin girişinde ve yukarda da koyduğum resimden bunu görebiliyoruz.İki insan var; biri ölümü bekleyen, diğeri ölümü aklının ucundan geçirtmeyecek kadar harika bir hayata sahip. Lars von Trier, işte bu iki insan üzerinden gerçekleri sorguluyor.
Hani hep demişimdir, bu hayatın monotonloğu ve kalıbı sizi öyle bir sarıyor ki, aynaya baktığınızda hep böyle kalıcağınızı sanıyorsunuz. Gece kafanızda dönüp dolaşan düşünceler içinde neler var; yarın ne giysem, nereye gitsem, onu görecek miyim, beni beğenir mi vs. Kalıbın içine sıkışmış sorular.. Benim ise yüzüme tokat gibi inen tek kelime var; ölüm.
Bir saat sonra dünyaya bir gezegenin çarpacağını öğrenirseniz, ne yaparsınız? Oturup, ailenizle son saatlerinizi yaşarsınız belki, ya da çıkıp dolaşırsınız boş sokaklarda. İnanın söylemesi kolay şunu ya da bunu yaparsınız demenin. Çünkü, bu hissi hiçbir zaman taklit edemezsiniz. Belki tıpkı, filmdeki Clarie gibi saçmalarsınız, belki Justine gibi sakin ölümü beklersiniz.
Justine için ölüm, aslında hayatındaki perdeler arasına saklanmış gerçeklerin açığa çıkmasını sağlayan bir araçtı. Ne yapmalıydı eğer ölümcül bir hastalığı varsa? Son günlerini mutlu bir şekilde geçirmeliydi. Sevdiği(!) adamla evlenmesi, işinde yükselmesi..bunların hiçbiri o büyük gerçeği değiştirmeyecekti. O aptal, hırslı, bencil patronuna katlanması için artık hiçbir sebep yoktu, evlilik aslında tatması gereken bir mutluluk bile değildi. Peki ya ölmeseydi bunların farkına varabilecek miydi? Hayır. Aslında çok dolu sandığı boş bir hayatı yaşayacaktı. İstemediğini bildiği, ama zorunda kaldığı bir hayat. O yüzden, orda duran, bir şeyler ifade ettiğine inanılan resimlerin yerini, gerçek resimler almalıydı. Melancholia'nın karşında çırılçıplak uzanması, ona ölümün aslında çaresizliğinden çok, güzelliğini hissettirdiğindendi. Çünkü bütün kötülüklerden arınmasını sağlayan, onun varlığıydı. Belki ilerde göremeyeceği bir kar bile, melancholia'nın sunduğu güzelliklerden biriydi.
Claire için ölüm, matruşka bebeklerinin içine saklanmış,itilmiş,unutulmuş bir duygudan ibaret. Aslında Claire karakteri, büyük bir kesim insanı temsil ediyor. Harika bir eşi ve oğlu var, kimsenin sahip olamayacağı harika bir evi ve manzarası var. Ama asıl bilmediği, bunların ölümün önüne geçemeyeceği, sadece adını unutturabileceğiydi. Onun için her şeyi olan oğlunun, günahsızlığı ve saflığı bile ölümün önüne geçemeyecekti. O kocaman evi bile onun için saklanacak bir yer olamayacaktı. Ölümün karşısında en büyük çaresizliğini sergileyecekti. Kardeşini, belki de kıskanacaktı. Haklıydı, yaşadığı hayatlar kıyaslanamazdı belki ama haklıydı.
Lars von Trier, iki zıt karakteri bize öyle bir sunuyor ki, sanki ölümü uçurum yapıp, bu iki karakteri arkadan itiyor. Aslında ikisinin de aynı şekilde düştüğünü göstermeye çalışıyor. Filmlerindeki anlık yerleri yavaşlatarak sunduğu görsel şölen, sizi etkilemeye yetiyor. Herkesin seveceği türden filmler yapmıyor. Bunu diğer filmlerinde de görebilirsiniz. Ama, yapıyor adam. Sizin kafanıza öyle bir vuruyor ki, uyandırmaya çalışıyor.
Ben filmi çok sevdim, kafamda dönüp dolaşanları perdeye yansıtması benim için büyük bir artı. Filmde çalan tek bir müzik var, iyiliği kötülüğü hakkında yorum yapamıcam ama filmin gerilimini yansıttığını söyleyebilirim. Filmdeki tüm oyuncular, rollerinin hakkını vermiş. Ben izlerken sıkılmadım. Lars von Trier, gerçekten çok iyi kurgulamış filmi. Kapalı gibi görünen çok açık mesajlar veriyor bence. Onu sevenler, bu filmini de sevecektir. İyi seyirler..