Time Machine.

Yine Pazartesi olmuş, ne çabuk. Şu zaman kavramı acayip bir şey. Şey aklıma geldi böyle deyince, The Science Of Sleep filmindeki çocuğun yaptığı zaman makinası. (Bu arada makina mı makine mi hangisi doğru bilmiyorum.) Hah buldum, bakmak isterseniz TIK!
Zaman kavramına geri dönersek, çok çok karmaşık. (cümleyi de karmaşık hale getiriyor geri dönersek deyince) Hani bir yazımda demiştim, sevdiğiniz zamanlar, çok çabuk geçer. Sanki biri o saatin camını kırar, yelkovanla akrebi hızlıca döndürür. Diğer zamanlarda ise sırtında ağır bir yük varmış gibi ilerlerler. (Cashback filminde geçen bir replik vardı bununla ilgili) Tuhaf değil mi. Korkutucu da. Bir sürü anıyı içinde barındırır. Bu yüzden onları unutturma gibi korkunç bir olasılık da barındırır içinde. Zamanla unutursun, boşver.
Ben unutmak istemiyorum. Acı da olsa anılar, istemiyorum. Beni ben yapan onlar çünkü. Zaten yine bir çelişkisidir ki zamanın, unutulur gider zamanla o kötü günler desek de hiç unutulmayan aslında o günler oluyor. Çocukluğumuza dair ne hatırlıyoruz mesela? Çok çok bulanıklar. Aslında en çok hatırlanması gereken anlar olmalıydı.
Belki de bu yüzden yazıyoruz. Defterlere, buraya, oraya. Bir on sene sonra geriye baktığımızda hatırlayabilmek için.
Belki de zaman aslında yok. Soyut mu somut mu belirsiz.
Çok tuhaf konular bunlar, o kocaman evrendeki simsiyah boşluk kadar tuhaf. Uzatmayalım, sıkmayalım.
Mavi pazartesinin keyfini çıkaralım; #Flunk - Blue Monday.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder