Değişmeyen Senfoni.

Bazen tek bir şarkı günün özetini yapar sizin için.O şarkı kulağınızda son ses değil,beyninizde son sestir.Böler her bir parçanızı notalara.Halbuki bildiğin bir ses,bildiğin bir melodidir.Ama her dinlediğinde bilmediğin,farklı şeyler hissettirir.Öyle ki anlarsın.Gökyüzü şeklini değiştirir,düzleşir.Yerinden kımıldamayan bulutlar,dört nala koşmaya başlar bir anda.Ağaçlar bir sağa bir sola eğilir,el sallarlar size.Rüzgar yüzünden değildir bu,şarkı yüzündendir.Sonra ana yola çıkan alt geçit gelir.Yuvarlak çizerken otobüs,hep sol tarafa vuran güneş,sizin tarafınıza geçer.En sevdiğim an.Gözlerimi kapatırım.Göz kapaklarıma vuran o sıcaklık harika bir histir.Sanki Güneş'e kısa bir yolculuk yaparsın.Acıtmaz,öldürmez.Ha tabi tüm bunlar gerçekleşirken,bir de yüzünüzde bir gülümseme oluşur.Yanınızdaki adam sizi deli sanabilir ama umrunuzda olmaz.Senfonidir tek umrunuzda olan.

The Verve - Bitter Sweet Symphony.

Ordan Burdan.

*Yolcuların çoğu yüzünü dışarıya dönmüştü. Bunun bir nedeni, herhangi bir şeyin içinde bulunmanın verdiği güdüyse; bir nedeni de, telgraf direklerinin camdan geçişine bakarak otobüsün hızını saptamaktı belki. Meraktı yani; boş kalmanın boşluğundan doğan ve kapısı sessiz sedasız kendine açılan kupkuru bir meraktı. Belki de geçmişle geleceğin hesabına dalmıştı yolcular; yaşamların yaşamdan yontulmuş ve yaşamın bilinmezliğine sürtüle sürtüle bilenmiş makaslarla kesip biçerek, zihinlerinde yeniden biçimlendirmeye çalışıyorlardı. Ya da düşünme konumuna girmişlerdi de, hiçbir şey düşünmeden ve gözlerinin önüne hiçbir şey getiremeden öylece bozkıra bakıyorlardı bozkır gibi.

Cam Adam.

Her yer süngerle kaplıydı.Televizyonunun kenarları,buzdolabının kapısı,yatağının köşeleri.Ev bile denemezdi buraya.
Hayat onun için 3 oda 1 salondu.Çünkü dışarıya çıksa her an ölebilirdi.Dışardaki yaşam onun için yeterince sertti. Duvarlarından,binalarından,betonlarından,asfaltından değil.Kokusu burnunun deliklerinden girer girmez onu yere yığıcak kadar sertti.Tadı..tadını söylemeye hiç gerek yoktu.Tüm içkilerin tadını şarjöre doldurup,kafasına sıkması gibi bir şeydi.
En sevdiği renk gökkuşağıydı.Tek görebildiği pencereden buydu çünkü.Çok yüksekteydi.Bulutları üstüne giyerdi.Evinin hayaleti olurdu.
Aynalardan nefret ederdi.Ona cam adam dedikleri için miydi.Belki.Bilirsiniz,insanı tepeden tırnağa gösterir aynalar.Gözlerimiz kendimizin aynası olmak için yetersizdir,sadece başkalarının aynası olabilirler.Hep düşünür ya insan,kendimi uzaktan izleyebilmem mümkün olsa keşke diye.Beni benim gözlerimle görmek.Uyuyuşumu,yemek yiyişimi,yürümemi,her şeyimi.Ama bu imkansızdır.Cam adam,bu imkansızlığı aynaların karşısına geçtiği zaman yenebiliyordu.Her an ölümünü görebilirdi.O da camdı,kırılabilirdi.Aynanın çatlayıp her parçasının yere yığılması ölümünü görmekten farksızdı.
Hiç kimseyle konuşmazdı.Çünkü duyguları da cam gibi kırılganlaşmıştı.Yaşadığını iddia edemezdi.Yalan söylememişti,çalmamıştı,kimseyi üzmemişti,içki içmemişti,sigara belki tek tük.Tanrı’ya da inanıyordu.Buna rağmen cehenneme gideceğinden hiç şüphesi yoktu.Cehennemin ön hazırlığıydı çünkü hayatı.Öyle düşünüyordu.Diğerleri gibi 2 seçeneği yoktu.Hem cennet ona göre değildi.O kadar mutluluk,o kadar güzellik.Nasıl bir şey olduğunu hiç yaşamamıştı ki vaadedilenin anlamının ne demek olduğunu bilsin.

Onlar gibi konuşmuyordu,onlar gibi mutlu olmuyordu,onlar gibi üzülmüyordu,onlar gibi düşünmüyordu,onlar gibi yaşamıyordu.Ama içindeki kırıklarla onlar gibi ölücekti.

John Murhpy - Who Are You.

Sadece Bir Duvardı.

Bazen kendimi yatağımda uzanırken,kocaman bir deliğin içine çekilir gibi hissediyorum.Yatağımın daireler çizdiğini görüyorum.Sarhoşluk değil,gerçeğin ta kendisi bu.
Sadece tavanı ve ışığı izleyerek saatler geçirebilirim.Tıpkı çimlerin üzerine uzanıp bulutları izleyen gözlerimin zaman kavramını yitirdiği gibi.Şekil vermek çok kolay,mor ve kırmızı renkleri ışıktan çekilen gözlerin başka yere yapıştırması da kolay.Ama asıl gerçeği görmek zor,bilmek zor,yakalamak zor.İlk baktığımda gördüğüm bir kurt figürüydü.Saniyeler sonra bir maymundu,sonra da küçük bir peluş ayı.Ama bir şeyin içindeydi.Dışı şeffaf olduğu için görünüyordu.Görebiliyordum.Bir balinanın içindeydi.Onu yeni yutmuş gibi,kocaman ağzına çok yakındı.Başka bir şey daha vardı,balinanın etrafında başka bir şey.Onu da içine alan şeffaf bir şey.İmkansızdı ama bir köpekbalığıydı.Sivri burnundan tanımıştım.Gülüyordu.Sanki yaptığının imkansız olduğunun farkındaymış gibi sırıtıyordu.Sırıtıyordum.
Zaman anlamını yitiriyor.Uyurken,düşünürken,sevişirken.
O zaman o kocaman evrenin kocaman siyahlığında belki binlerce yıl,asırlar sonra keşfedilecek şeyleri keşfediyosun.
Zaman anlamını yitiriyor duvarlara dalarken.Renkler görüntüsünü yitiriyor.Bir anda gözleriniz fırçalıyor her şeyi.Her kapandığında kapakları,Picassolar doğuyor.
Duvarlar,en anlamsız gözüken bu çimento ve taş yığını hayatınızın en anlamlı şeyi olabiliyor.Düşünmüyorsunuz.Belki de o kadar çok düşünüyorsunuz ki beyniniz anlamdıramıyor; düşünmüyorsunuz gibi geliyor.

Beni benden alır* Unkle - Inside.

'Nasıl' Olmadan.


















Kısa bir süre,uykularım kaçmıştı.Sabahı izlemeye alışmıştım.Ama o dakika ölüceğimi bilsem yukardakilere izlemediğimi söylerdim.Çünkü izlememiştim.Onlar daha iyi anlardı ne demek istediğimi.
Kısa bir süre,tırnaklarımı yemekten vazgeçmiştim.Unutmuştum.Ellerim çok çalışıyordu,olduğundan fazla meşgullerdi.Parmaklarım sızlasa da yazardım.Çünkü yazmamıştım.O daha iyi anlardı ne demek istediğimi.
Kısa bir süre,yeniden hissetmiştim.O kadar hissizliğin içinde hem de.Küçüktü,güzeldi.Atıyordu.Çünkü uzun süredir sesini duymuyordum.O anlayamazdı bunu.Neler düşündürdüğünü,hissettirdiğini; ne kadar kalıcağını,ne zaman gideceğini; neleri sevdirdiğini,neleri öğrettiğini.
Ben de anlayamazdım onu.Susmayı çok severdi.Belki,konuşan yüzüydü,boşluklarını benim doldurduğum.Benim koyduğum gözler,burun,dudaklar,saçlar.Ama benim koyamayacağım dil; sözler,anlamlar.Boşunaydı onu konuşturmam bu yüzden.
Yorganım ince değil.Güneş seviyor odayı ama bugünlerde üşüyorum.Çünkü sıcaklığımı kaybediyorum.Herkes anlayabilir ne demek istediğimi.Aslında anlayamaz.Sadece anlamak istedikleri kadar,kendi cümleleri,kendi gözleri,kulakları kadar.
Bu yüzden gitmek istiyorum.Her yeri gezmek,denizi yada o kocaman şehri ayakları altına alan evimin duvarına dayadığım yatağımda uyumak;çayımı,nefesimin dumanıyla
birlikte yudumlamak,hiç bağırmadığım kadar bağırarak şarkı söylemek,fotoğraflardan yaptığım duvara karşı uyuyakalmak.
Kimsenin nasıl uyuduğumu,nasıl güldüğümü,nasıl hapşurduğumu,nasıl sinirlendiğimi,nasıl konuştuğumu,nasıl baktığımı bilmesine gerek duymadan.
Elimde gitarım,belki bu şarkıyı söylerim.Kızarmama gerek kalmadan.
Trespassers William - Lie In The Sound.

Great - Greatest.



Sevilen bir insanı özlersiniz.Yanında olsanız bile özlersiniz,tuhaftır bu yüzden özlemek bence.Çünkü hayat daha çok yalnız olmaktır aslında.Büyürken yalnızdık,öğrenirken yalnızdık,bazen sevdiğimiz zamanlarda da yalnızdık,ölürken de yalnız olucaz.
Hani en saf şeyi istersin.Baktığında,aslında herkes gibi gözükürsünüz dışardan.Her çift gibi el ele tutuşmuş,birbirine sarılmış,öpüşmüş.Ama aslında 'sen' farklısındır 'o' farklıdır.Öyle hissedersin.O'nun gözlerine farklı bakarsın,farklı sarılırsın,farklı öpersin.Herkes onu aynı görür.Ama bu herkesin yaşadığı 'aynı' dünyada,sizin farkınızdır.
Zaten en saf şeye sahipsin,farkında değilsin.
Mükemmel olmak istersiniz.Ama birinin 'mükemmeli' olmak.Dille değil,sözle değil.Onun ya da senin söylemesine gerek olmadan.

Bir günlüğüne bile olsa,mükemmel olmak isterdim.

Cat Power - The Greatest.

Prensesin Uykudan Uyanışı.

Bir lunaparkın önünden geçtik.Açık olması için çok erken bir saatti.Uzaktan görülebilen tek alet dönme dolaptı.Ama dönmüyordu.Ama dönüyordu.Döndüğünü gördüm.Dönmüyordu.Ama ben gördüm.Kafamı kaldırdığımda bulutsuz havada süzülen bir uçak gördüm.Duruyordu öylece,biri arkasına görünmez bir ip bağlamış da,ip sonuna kadar geldiğinde yerine çakılmış gibi duruyordu.Ama durmuyordu.Ama duruyordu.Durduğunu gördüm.Durmuyordu.Ama ben gördüm.

Ne çılgın bir dünya Gary'nin de dediği gibi; bir tür eğlence,bir tür hüzün.İçinde öldüğüm rüyalar şu ana dek sahip olduğumun en iyisi.


Örümcek Ağı.

Kelimelere anlam yüklemek istersin,ama tek bir harf,hepsini temizlemeye yetebilir.
Doğruluğunu,yanlışlığını kafanda tartmaya çalışırsın.Sonra,uykuya dalmak istersin.Halbuki bilirsin,o düşünceler göz kapaklarını alnına zımbalamayı çoktan başarmıştır.


Coldplay - Trouble.

Bir Güzel Soundtrack Var İdi.










Chow: Sizinle böyle buluşmamız garip gözükebilir ama size bir şey sormak istiyorum.Bugün yanınızdaki çanta var ya,onu nereden aldınız ?

Chan: Neden soruyorsunuz ?

Chow: Çok şık gözüküyordu,karıma da bir tane almak istedim.

Chan: Bay Chow karınıza karşı çok iyisiniz.

Chow: Pek değil,karım çok titizdir.Yakında doğum günü ve ne alacağımı bilemiyorum.Çantadan benim için bir tane alır mısınız ?

Chan: Belki benimkinin aynısını beğenmeyecektir.

Chow: Haklısınz.Böyle düşünmemiştim.Bu bir kadın için önemlidir.

Chan: Evet,özellikle de biz komşuyken.

Chow: Başka renkleri var mı ?

Chan: Kocama sorarım.

Chow: Neden ?

Chan: Bir iş gezisindeyken almıştı.Burada satılmıyorlar.

Chow: O zaman önemli değil.


****


Chan: Aslında,ben de sana bir şey sormak istiyorum.

Chow: Nedir ?

Chan: Kravatınızı nereden aldınız ?

Chow: Nerden aldığını bilmiyorum.Bütün kravatlarımı karım alır.

Chan: Gerçekten mi ?

Chow: Bir iş gezisinden getirmişti.Burada satılmıyor.

Chan: Rastlantıya bakın.

Chow: Evet.

Chan: Aslında,kocamda da ona çok benzer bir tane var.Patronunun hediye ettiğini söylüyor.Her gün onu takıyor.

Chow: Benim karımda da sizin çantanızın çok benzeri var.

Chan: Biliyorum.Gördüm.Nereye varmaya çalışıyorsunuz ?

*O sigara dumanı.

*Chan: Tek bilenin ben olduğumu sanıyordum.


***********














- Beni neden iş yerimden arıyordu ? Neden benimle gizli bir otel odasında buluşmak istiyordu ? Ben,ben bunu yapamazdım.O zaman eşim ve o'nun karısından ne farkım kalacaktı ? Evet,kocamın sadakatsizliğini biliyordum.Ama benim sadakatsizliğim daha acı verecekti bana.Bir şeyler mi söylemeliyim ya da bir şeyler mi yapmalıyım ? Sadece bakabilmeye gücüm var.Gözlerim doluyken,bu daha kolay oluyor sanki.
O yağmur altında da,o otel odasında da aynı şeyler olmuştu.Dokunmamıştı bana.Sadece taksiyle dönerken bir kere dokunmuştu elime.Hemen çekmiştim.Odasında kalmak zorunda olduğum zaman da aynıydı.
İçimde bir şeyler oluyordu.Korkuyordum.Bu korku neydi ? Arkamızdan konuşulacak olan dedikodular ya da o'nu kaybetmek mi ? Bir zamanlar sevdiğim adamı kaybetmiştim zaten.Ya o'nu da kaybedersem ? Otel odasındaki konuşmalarımızda kocamdan ayrılıyormuş gibi yaparken dökülen gözyaşlarım gerçekten kocam için miydi ? Yoksa bir gün o'nun da beni bırakabilecek olma ihtimalini yaşamak mıydı ?
O da bana bunu yapmıştı,bir prova istemişti yine.Benden ayrılıp gittiğinin provası.Arkasından bile bakmayacaktım.Sessizce bitecekti her şey.Ama bu kadar acı olduğunu hiç hesaba katmamıştım.O'nun olmayacağı bir dakikaya bile girme düşüncesi kahrediyordu beni..O'na sıkıca sarıldım.Ağlamama izin verdi.O'nu ne kadar sevdiğimi anladım.Giderken başımı omzuna yasladım.Bu sefer elimi tutmasına izin verdim,ikimizde de başkasına ait olduğumuzu gösteren yüzüklü ellerimiz..


- Neden yapıyordum bunu ? O'nu iş yerinden aramamalıydım.Bundan hoşlanmayacağını tahmin etmeliydim.Acaba benimle başka bir yerde buluşmak ister miydi ? Dedikoduların olmaması için bir otelde yaşayabilirdim.Birbirimizi daha rahat görebilirdik.Daha çok vakit geçirebilirdik.
Çok masum,o kadar masum ki dokunmaya kıyamıyorum.Çok istiyorum ama incinecek bir bebek gibi bana öyle bakarken yapamıyorum.Neler geçiyordu içinden.O gece yaptığımız provada kocası için ağlamıştı.Sanırım hala onu seviyor.O zaman niye burdaydı ?
Bizim onlar gibi olmayacağımızı düşünüyordum ama yanılmışım.O kocasını terk etmeyecek.Bu yüzden gitmeliyim.O'na aşık olacağımı hiç düşünmemiştim.Duygular insanı bir anda yakalayabiliyor.
Beni de hazırlamalıydı ayrılığa.Ben o'na bu iyiliği yapmıştım.Hazırlıklı olmalıydım.Çok zordu,o'nun gözlerine son kez bakıyor olmak.Nefes almak zorunda olduğumu unutmuştum.Elimi bıraktığı an,o yumuşaklığı bir daha hissedemicek olma düşüncesi kahrediyordu beni.Döndüğümde sıkıca sarıldı bana.Ağlamasına izin verdim.O'nu sevdiğimi biliyordu.Beni sevdiğini de anladım.Başını omzuma yasladığında daha çok hissettim bunu.Bu sefer elini tutmama izin vermişti,ikimizde de başkasına ait olduğumuzu gösteren yüzüklü ellerimiz..


***********

Fazladan bir bilet varsa benimle gelir misin ?



In the Mood For Love - Yumeji's Theme vanimedle11

Ne güzel bir repliktir..

Dışarısı 30 derece sıcakken üşümeni seviyorum. Bir sandviçi sipariş etmenin yarım saat sürmesini seviyorum. Benim çıldırdığımı düşünür gibi bana baktığında burnunun üzerinde oluşan o çizgiye bayılıyorum. Seninle bir gün geçirince eve gelip giysilerimin sen gibi kokmasını seviyorum. Her gece uyumadan önce en son konuştuğum kişi olmanı seviyorum. Ve burada olmamın sebebi bu gecenin yılbaşı olması ya da yalnız olmam değil. Bu gece buraya geldim çünkü hayatının geri kalanını biriyle geçirmek istediğini anladığın zaman, hayatının geri kalanı bir an önce başlasın istiyorsun.

Harry ile Sally Tanışınca.